Bazı insanların zihni gün boyunca neredeyse hiç durmaz.
Sabah uyandıklarında yapılacak işleri düşünürler. İşe giderken bir önceki gün yaptıkları konuşmayı analiz ederler. Gün içerisinde henüz gerçekleşmemiş olayların nasıl sonuçlanacağını tahmin etmeye çalışırlar. Akşam eve geldiklerinde ise dinlenmek yerine gün içerisinde söyledikleri veya söylemedikleri şeyleri tekrar tekrar düşünürler.
Fiziksel olarak bir koltukta oturuyor olsalar bile zihinleri sürekli hareket halindedir.
Bu durum zamanla oldukça yorucu hale gelebilir.
Kişi “Ben neden her şeyi bu kadar düşünüyorum?” diye kendisine sorabilir.
Kaygı insan yaşamının doğal bir parçasıdır. Gelecekte karşılaşabileceğimiz tehlikelere karşı hazırlıklı olmamızı sağlayabilir. Ancak kaygı sürekli hale geldiğinde ve kişinin yaşamını yönetmeye başladığında işlevsel olmaktan çıkabilir.
Kaygı Tam Olarak Nedir?
Kaygı genellikle geleceğe yönelik bir tehdit algısıyla ilişkilidir.
Kişi henüz gerçekleşmemiş bir durum hakkında olumsuz bir sonuç bekleyebilir.
“Ya başarısız olursam?”
“Ya kötü bir şey olursa?”
“Ya beni yanlış anladıysa?”
“Ya bu belirti ciddi bir hastalıksa?”
“Ya ilişkim biterse?”
Bu düşünceler zihnin gelecekte oluşabilecek riskleri tahmin etmeye çalışmasının örnekleridir.
Belirli düzeyde kaygı yararlı olabilir.
Önemli bir sınava hazırlanırken hissedilen kaygı kişinin ders çalışmasına yardımcı olabilir. İş görüşmesi öncesindeki gerginlik kişinin hazırlık yapmasını sağlayabilir.
Problem kaygının hayatın çok geniş bir bölümüne yayılmasıyla ortaya çıkar.
Kaygının Bedensel Belirtileri Olabilir
Kaygı yalnızca düşünceler üzerinden yaşanmaz.
İnsan bedeni de tehdit algısına tepki verir.
Kalp atışlarının hızlanması, kasların gerilmesi, terleme, mide rahatsızlığı, nefes alışverişinin değişmesi veya titreme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Bazı insanlar bu belirtileri fark ettiğinde daha fazla kaygılanabilir.
Örneğin kalbinin hızlandığını fark eden kişi “Kalbimde bir sorun olabilir” diye düşünür. Bu düşünce kaygıyı artırır. Kaygı arttıkça kalp atışları daha da hızlanabilir.
Böylece bir kaygı döngüsü oluşabilir.
Sürekli Düşünmek Sorun Çözmekle Aynı Şey Değildir
İnsanlar yoğun düşünmenin kendilerini bir probleme hazırladığını düşünebilir.
Ancak düşünmek ile problem çözmek arasında önemli bir fark vardır.
Problem çözmek genellikle belirli bir sorunu tanımlamayı, seçenekleri değerlendirmeyi ve uygulanabilir bir adım atmayı içerir.
Aşırı düşünme ise çoğu zaman aynı soruların tekrar tekrar zihinde dönmesi şeklinde gerçekleşir.
“Acaba şöyle mi yapsaydım?”
“Ya yanlış karar verdiysem?”
“Bunu neden söyledi?”
“Gelecekte ne olacak?”
Bu düşünceler bazen saatlerce devam etmesine rağmen kişinin elinde yeni bir çözüm oluşmayabilir.
Sonuç yalnızca zihinsel yorgunluk olabilir.
Belirsizliğe Tahammül Etmek Neden Zordur?
Kaygının önemli bileşenlerinden biri belirsizliktir.
İnsan zihni geleceği bilmek ister.
Ancak hayatın önemli bir bölümü belirsizdir.
Yeni başladığınız ilişkinin yıllar sonra nasıl olacağını bilemezsiniz.
Bir iş görüşmesinin sonucunu kesin olarak tahmin edemezsiniz.
Verdiğiniz kararın hayatınızı nasıl değiştireceğini önceden tamamen göremezsiniz.
Kaygısı yüksek kişiler bu belirsizlikleri azaltabilmek için sürekli düşünmeye, araştırmaya veya güvence aramaya başlayabilir.
Ancak hayatın bütün belirsizliklerini ortadan kaldırmak mümkün değildir.
Bu nedenle psikolojik esnekliğin önemli parçalarından biri belirsizlik varken de yaşamaya devam edebilmektir.
Güvence Arama Davranışı
Kaygı yaşayan kişiler çevrelerinden sık sık güvence isteyebilir.
“Bence yanlış bir şey söylemedim değil mi?”
“Sence kesin bir sorun yoktur?”
“Beni sevdiğinden emin misin?”
Bu sorulara verilen cevaplar kişiyi kısa süreliğine rahatlatabilir.
Ancak zihnin güvence ihtiyacı zaman içerisinde artabilir.
Bir süre sonra aynı konuda yeniden emin olma ihtiyacı ortaya çıkar.
Bu nedenle güvence arama bazı durumlarda kaygının devam etmesine katkıda bulunabilir.
Kaçınma Kaygıyı Nasıl Besler?
Kaygı yaratan şeylerden uzaklaşmak kısa vadede rahatlatıcıdır.
Topluluk önünde konuşmaktan korkan bir kişi sunum yapmaktan kaçındığında rahatlayabilir.
Ancak zihni bu deneyimden şu sonucu çıkarabilir:
“Demek ki gerçekten tehlikeliydi. Kaçtığım için kurtuldum.”
Bir sonraki sunum daha da zor hale gelebilir.
Kaçınma davranışları zaman içerisinde kişinin hayat alanını daraltabilir.
Kişi sosyal ortamlardan uzaklaşabilir, yeni deneyimleri reddedebilir veya hata yapabileceği durumlara girmemeye başlayabilir.
Kaygı ve Kontrol İhtiyacı
Kaygı yaşayan kişiler hayatlarındaki ayrıntıları kontrol etmeye çalışabilir.
Plan yapmak elbette yararlıdır.
Ancak her şeyin kontrol altında olması gerektiği düşüncesi yorucu olabilir.
Trafik, diğer insanların davranışları, ekonomik koşullar veya gelecekte yaşanacak birçok olay kişinin kontrolünde değildir.
Kişinin kontrol edemediği alanları sürekli yönetmeye çalışması ciddi bir zihinsel enerji tüketebilir.
Burada kişinin kontrol edebildiği ve kontrol edemediği alanları ayırması önemlidir.
Kaygının İş Yaşamına Etkisi
Kaygı iş hayatında farklı şekillerde görülebilir.
Kişi hata yapmaktan korktuğu için yaptığı işi defalarca kontrol edebilir.
Bir e-postayı göndermeden önce tekrar tekrar okuyabilir.
Toplantılarda söyleyeceği şeyi uzun süre planlayabilir ancak konuşma zamanı geldiğinde susabilir.
Bazen bu davranışlar dışarıdan mükemmeliyetçilik gibi görünür.
Ancak arka planda yoğun hata yapma korkusu bulunabilir.
Kaygı İlişkileri Nasıl Etkiler?
Kaygı yalnızca kişinin kendi iç dünyasında kalmaz.
Romantik ilişkilerde de etkili olabilir.
Partnerin mesajına geç cevap vermesi terk edilme korkusunu tetikleyebilir.
Küçük bir tartışma ilişkinin sona ereceğine dair yoğun düşüncelere neden olabilir.
Kişi partnerinden sürekli sevildiğine dair güvence isteyebilir.
Bu durum zaman içerisinde ilişkide yeni bir gerilim yaratabilir.
Sosyal Kaygı
Bazı kişiler için diğer insanların kendileri hakkındaki düşünceleri önemli bir kaygı kaynağıdır.
Sosyal ortamda yanlış bir şey söylemekten korkabilirler.
Konuşurken yüzlerinin kızarmasını fark etmek onları daha fazla kaygılandırabilir.
Bir etkinlik sonrasında “Acaba saçma bir şey söyledim mi?” diye saatlerce düşünebilirler.
Bu süreç kişinin sosyal ortamlardan uzaklaşmasına neden olabilir.
Ancak sosyal kaçınma arttıkça kişinin sosyal becerilerine olan güveni daha da azalabilir.
Kaygı ile Mükemmeliyetçilik Arasındaki İlişki
Mükemmeliyetçilik çoğu zaman başarıya yönelik olumlu bir özellik gibi görülür.
Ancak bazı kişiler için mükemmeliyetçilik yoğun kaygının bir sonucu olabilir.
Kişi hata yapmanın kabul edilemez olduğunu düşünebilir.
Bir işi “iyi” yapmak yerine kusursuz yapmak zorunda hissedebilir.
Bu nedenle bir projeyi bitirmek normalden çok daha uzun sürebilir.
Hatta bazen kişi kusursuz yapamayacağını düşündüğü için işe hiç başlayamaz.
Erteleme Her Zaman Tembellik Değildir
Erteleme davranışı sık sık motivasyon eksikliği veya tembellikle açıklanır.
Ancak bazı durumlarda ertelemenin arkasında kaygı bulunabilir.
Kişi bir işi kötü yapmaktan korktuğu için başlamayı erteler.
Başlamadıkça kısa süreli rahatlama yaşar.
Ancak teslim tarihi yaklaştıkça kaygısı artar.
Böylece kaygı ve erteleme birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir.
Kaygıyı Tamamen Yok Etmek Mümkün mü?
Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak gerçekçi bir hedef olmayabilir.
Çünkü kaygı insan beyninin doğal işlevlerinden biridir.
Daha işlevsel hedef, kaygının kişinin davranışlarını yönetmesini azaltmaktır.
Kişi kaygı hissetmesine rağmen değer verdiği şeyleri yapmaya devam edebilir.
Örneğin sosyal kaygısı olan biri gergin hissetmesine rağmen arkadaşlarıyla buluşabilir.
Bu durum kaygının olmadığı anlamına gelmez.
Kişinin kaygıyla birlikte hareket edebilme kapasitesinin geliştiğini gösterir.
Düşünceler Gerçeklerle Aynı Şey Değildir
İnsan zihninden gün içerisinde binlerce düşünce geçebilir.
Ancak bir şeyi düşünmek onun doğru olduğu anlamına gelmez.
“Kesin başarısız olacağım” düşüncesi geleceğe dair bir tahmindir.
“Kimse beni sevmiyor” düşüncesi kişinin o andaki duygusal deneyiminin bir yorumu olabilir.
Kaygı sırasında zihin düşünceleri gerçekmiş gibi sunabilir.
Bu nedenle düşüncelerle araya mesafe koyabilmek önemli bir beceridir.
Kaygı Yaşarken Bedene Dikkat Etmek
Uyku, beslenme ve fiziksel hareket psikolojik sağlıkla yakından ilişkilidir.
Yoğun kafein tüketimi bazı kişilerde bedensel kaygı belirtilerini artırabilir.
Uzun süre uyumamak tahammül düzeyini azaltabilir.
Hareketsiz yaşam bedensel gerginliği artırabilir.
Bunlar tek başına psikolojik problemlerin çözümü değildir.
Ancak terapi süreciyle birlikte yaşam düzeninin değerlendirilmesi yararlı olabilir.
İnternetten Sürekli Belirti Araştırmak
Sağlık kaygısı yaşayan bazı kişiler bedenlerinde fark ettikleri belirtileri sürekli internetten araştırabilir.
Başlangıçtaki amaç rahatlamaktır.
Ancak arama sonuçlarında ciddi hastalıklarla karşılaşmak kişinin kaygısını daha da artırabilir.
Bir süre sonra kişi yeni belirtiler aramaya başlayabilir.
Bu davranış tekrar eden bir kontrol döngüsüne dönüşebilir.
Kaygı Ne Zaman Profesyonel Destek Gerektirebilir?
Zaman zaman kaygı yaşamak normaldir.
Ancak kaygı kişinin yaşamını belirgin biçimde sınırlamaya başladığında değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Kişi işine odaklanamıyorsa, sosyal ortamlardan uzaklaşıyorsa, sürekli kötü senaryolar düşünüyorsa veya kaygı nedeniyle uyku düzeni belirgin biçimde bozuluyorsa psikolojik destek düşünülebilir.
Bu noktada Antalya klinik psikolog arayışında olan kişiler çalışmak istedikleri uzmanın yetişkinlerde kaygı ve benzeri alanlardaki çalışma deneyimini inceleyebilir.
Terapi Kaygıda Nasıl Yardımcı Olabilir?
Terapi kişinin kaygısının nasıl çalıştığını anlamasına yardımcı olabilir.
Hangi durumların kaygıyı tetiklediği, kişinin bu durumlar karşısında hangi davranışları gösterdiği ve kısa vadede rahatlatan davranışların uzun vadede kaygıyı nasıl beslediği ele alınabilir.
Örneğin kaçınma davranışları, güvence arama veya sürekli kontrol etme alışkanlıkları incelenebilir.
Aynı zamanda kişinin hayatında neyin önemli olduğu ve kaygının bu alanları ne ölçüde sınırlandırdığı değerlendirilebilir.
Kişi Kaygılıyken de Anlamlı Bir Hayat Yaşayabilir
Psikolojik iyilik hali kişinin hiçbir zaman kaygılanmaması anlamına gelmez.
İnsan hayatında kayıp, belirsizlik, başarısızlık ve değişim olacaktır.
Amaç bütün olumsuz duygulardan korunmak değildir.
Kişinin zorlayıcı duygular yaşarken de hayatındaki önemli alanlarla bağlantısını sürdürebilmesi daha gerçekçi bir psikolojik esneklik göstergesidir.
Antalya’da Psikolojik Destek Ararken
Büyük şehirlerde psikolojik destek seçeneklerinin fazla olması avantaj olduğu kadar kafa karışıklığı yaratabilir.
“Psikolog Antalya” şeklinde araştırma yapıldığında çok sayıda merkez ve uzman görülebilir.
Bu nedenle kişinin kendi ihtiyaçlarını belirlemesi, uzmanların eğitim geçmişlerini incelemesi ve çalıştıkları terapi alanlarını değerlendirmesi önemlidir.
Psikolog Antalya araştırması yapılırken yalnızca konum değil, danışanın yaşadığı problemle uzmanlık alanının uyumu da dikkate alınmalıdır.
Sonuç
Kaygı insan yaşamının doğal bir parçasıdır.
Ancak sürekli düşünmek, kontrol etmek, kaçınmak ve gelecekteki bütün riskleri önceden çözmeye çalışmak zaman içerisinde kişinin yaşamını oldukça yorucu hale getirebilir.
Kaygıyla mücadelede amaç her düşünceyi susturmak veya bütün belirsizlikleri ortadan kaldırmak değildir.
Daha işlevsel hedef kişinin belirsizlik karşısında esneklik geliştirmesi, düşüncelerini mutlak gerçekler olarak görmek yerine gözlemleyebilmesi ve kendisi için önemli olan yaşam alanlarında hareket etmeye devam edebilmesidir.
Kaygı uzun süredir devam ediyor ve kişinin günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel psikolojik destek değerlendirilmesi yararlı olabilir.
